Post-Cumhuriyetler Çağında Şehir Merkezinin Sembolik İmarı

Orhan Esen Konuşuyor

Post-Cumhuriyetler Çağında Şehir Merkezinin Sembolik İmarı

3 Mar 2017 19:00 – 21:00

Hır, neden Taksim'de çıktı?

İstanbul'da yapılı çevrenin tarihini araştıran Orhan Esen, meseleyi Osmanlıdan bugüne değişen konseptlerle modernleşen şehir merkezinin imarına yüklenen sembolik anlam üzerinden okumayı deniyor.
Nasıl oldu da Taksim, olduğu şey oldu ?

Bölüm 1
Genel çerçeve: Üsküp2014 / Berlin HumboldtForum / İstanbul YeniTaksim
Osmanlı Modernizmi ve Devlet Aksının İmarı: Tophane - Dolmabahçe - Ortaköy
Cumhuriyet Modernizmi ve ŞehirForumu: Maçka Vadisi - Taksim

Bölüm 2
10 Mart 19:00-21:00
Post- ya da Öz-Cumhuriyetin Rövanşı: Anayasayı Mekanla Yazmak
Anahtar'ın Tarihi: İstanbul Operası - Kültürsarayı - AKM
Sonsöz yerine: Mekan-kırım ve “Dış”mimari'ye dair


Yeni Kent Merkezinin Sembolizmi:
Post Cumhuriyetler çağında kent merkezinin sembolik inşası

BerlinHumboldtForum Üsküp2014 İstanbulYeniTaksim

Hır Taksim, Gezi'den çıktı. Peki burası, alemlerin gerisinden izole bir gezegen midir?

"Barok mu bu, yoksa gidebilir mi ? / Ist das Barock oder kann das weg ? " 2016 Kasım'ında Berlin'de açılan sergi, soğuk savaş sonrası yeniden-birleşen Almanya'nın başkenti Berlin ve Potsdam'daki seçmeci/tarihselci kentsel müdahaleleri konu edinmişti. Bu müdahalelerin sembolik açıdan zirve noktası, Berlin merkezindeki Şehir Sarayı'nın "ihya"sıdır. Alman İmparatorlar'ın Şehir Sarayı, savaşta ağır hasar görmüş, yıkılarak arsasına modernist bir Cumhuriyet Sarayı inşa edilmişti. Sarayın ihyası amacı ile işgalci modern mimarinin 'kalkıp gitmesi' sağlandı. İnşası bugünlerde tamamlanan tarihselci binaya Humboldt Forumu adı verilen kültürel program yerleşecek: Proje, web sayfasının dili ile söylersek "Sarayın Barok cephesinin arkasında" hayata geçmektedir.

Üsküp, 1963'deki yıkıcı depremden sonra eski Yugoslavya ile uluslararası dayanışmanın sembolü haline gelmişti. BM tarafından düzenlenen bir yarışma sonucu, Kenzo Tange ekibinin modernist planlaması ile yeni bir çehre edinir. Post-Yugoslav dönemde Makedonya kendini yeni bir ulus devlet olarak tanımlama gayretinde, ancak 4 komşusu Sırbistan, Arnavutluk, Yunanistan ve Bulgaristan'ın herbiri ile farklı 'tarihsel' nedenlerle kavgalıdır. Üsküp2104 adı verilen tarihselci imar hamlesine bu çerçevede girişilir.
Görenler 'Avrupa'nın kitsch başkenti", "sözde-barok Frankenştayn mimarisi" türü sıfatları uygun buluyor.

'Yeni'Türkiye'nin yapılı bir kimlik edinme gayreti yukardaki örneklere paralel okunabilir. Türkiye'nin sembolik ana meydanı Taksim'in baştan tasarlanması hedefte. Savaş sonrası modernizminin mimari ikonası Opera/KültürSarayı/AKM'nin "Barok mimari ile uyum içinde" (Erdoğan) bir dönüşüm geçirmesi arzulanıyor. İstanbul'un 'Barok imar ve ihya hamle'sini 1940'da yıkılmış olan Taksim Topçu Kışlası'nın tarihselci ihyası ile başlatılması öngörülmüştü. İlk hamle, Gezi Parkı'nı koruma amaçlı protestolar nedeni ile akim kalsa da, kesin olarak gündemden düştüğünü iddia etmek mümkün değil. Projenin bir diğer sacayağı, inşası başlayan Taksim Camii'nin mimari referansları geç Osmanlı mimarisine. YeniTürkiye'nin anayasası Taksim'de taşa yazılıyor.

İlgili aktörlerin niteliği, uygulama yöntemleri, planlama ve inşa standartları çok farklı olabilir ancak; ortak bir bağlamın altı çizilmeli: Devletler alemi, soğuk savaşın bitimiyle beraber demirperdenin heriki tarafında da hayli sert bir dönüşüme uğradı: Kimi yıkıldı, kimi yeni kuruldu ya da yeniden kurgulandı, kimisi ise sancılı bir şekilde kendini baştan tanımlamaya çalışıyor.
Soğuk-savaş-sonrası ya da post-devletler.
Sınırları değişmese bile artık hiçbir post-devlet soğuk savaş esnasında olduğu şey değil. Devletlerin yeni halleri ile konsolide olmaya başlamaları ile birlikte bu halin mimari temsili konusu da gündeme geldi.

  1. yüzyılda iki rakip sistem açısından modernite kavramı etrafında hegemonya oluşturmak ana kaygı idi:
    Asli proje ortaktı. İlerleme ve eşitlik hedeflerini bağdaştırma ütopyasında uzlaşıyorlar, hedefe farklı toplumsal-siyasal stratejiler ile varmaya çalışıyorlar, bizzat modernite kavramını tekellerine almaya gayret ediyorlardı.
    Modernite böylelikle demirperdenin üstünden aşan bir ortaklık zemini olarak, bir ortak mimari dil oluşturmuştu.

Soğuk savaşın bitmesi her şeyden önce sistemlerin modernite üzerindeki çekişmesine son verdi. Duvarın yıkılması ile, moderniteye gerek de kalmamıştı. Birzamanların Doğu'sunda ve Batı'sında, farklı yerel renklerde ama aynı ortak rejim inşa edildi: Neoliberalizm, eşitlik! şiarını tümden silerken ilerleme!yi de insandan arındırarak içini boşalttı. Finans pazarlarının istatistiklerine endeksledi. Modernitenin hedefi bir yandan demode olarak damgalanırken, paradoksal şekilde erişilmez kılındı. Modernite'nin gelecekle kurduğu bağ ilk kurban olurken mimari dili post-devletlerin ufkundan çıktı. Gerçekte-varolan-geleceğin hiçbir vaadi kalmadığı noktada, hedef geçmiş olur, 'altın çağ' anlatıları öne çıkar. Vatandaşa sunulan menü artık, distopik bir geçmişe gerçekte-kaçış önerisinden ibarettir.

Bu çerçevede resmi kültür politikalarının en büyük iştahla yeniden alıntıladığı dönem uzun 19. yy olur: Eski duvarın iki yakasında da kentsel ve mimari tasarımın ortak referansına dönüşür. Post-devletlerin özlerini keşif macerasında 19.yy'ın çeşitli tavırları mihenk taşı haline gelir. Her devlete bunun üstüne keyfince ilave edebileceği kendine mahsus bir altın çağ kontenjanı daha tanınmıştır. 19.yy bugünkü pozisyonlardan hareketle, farklı hatta birbiri ile zıt şekillerde algılanabilir: 'emperyalist', 'liberal', 'sanayi devrimcisi', 'ulus-devletçi', 'devrimci', 'reformist', 'eklektik'… bu seçmeci algılar üstüne kafa yormak, kuşkusuz eğlenceli ve verimli bir alandır.

İstanbul kentsel alanını modernleştirmek 19.yydan bu yana egemenlerini gündeminde sabit bir yer tutar. Tarihi yarımadanın ötesinde, kuzeydeki yeni-şehirde temsili kamusal alanların kurgulanması temel bir kaygıdır. Resmi ideolojinin mekansal konsolidasyonu ve görünürlüğü buralarda sağlanır. Ancak resmi ideolojinin içeriği, bunu ifade edecek mimari programın nerede konumlanacağı, kapsamı ve mimari dili sıkı bir tartışma ve çekişme konusu olagelmiştir. Sonuçta birbirini takip eden konseptlerin herbiri kendinden önce gelen ile tamamen silme, ya da Hanafi ile konuşursak Mekankırım politikaları yolu ile ilişkilenmiştir.

Türkiye post-Cumhuriyeti giderek artan oranda eski konvansiyonel Cumhuriyetin ayak izlerini takip eder hale geldi. Dıştalayıcı vatandaşlık modeli hala revaçta, ancak giydirilen deli gömleği değişti:
Seküler-ulusal gömleğin yerini dini-milli gömlek aldı. Dönüşüm mimari açıdan kendini bir Taksim projesi ile dışavurumak isteğinde. Arkaik Cumhuriyet kendi sembolik mekanını burada kurmuştu. Post-rejimin gelecek adına vaat edilebilecek pik bir şey yok, kurgulanmış geçmişe kaçış önerisi tek seçenek. Taksim post-devlet eklektisizmi, 19. yy örneklerinin ayak izinden gidiyor. Mantıklı bir seçim gibi durmakla beraber, 19.yy'ın açıkça talihsiz bur yorumundan başka bir şey değil. Netice itibari ile, ortaya çıkmakta olan şey, ne ulusal ne uluslarası bağlamda bir istisna teşkil etmiyor.


Orhan Esen, İstanbulun yapılı çevre tarihini araştırıyor, analiz ediyor. Taksim projesinin kamuya malolduğu 2012'den bu yana yukarda çizilen çerçevede iz sürüyor. O günden bu yana konuya ilişkin farklı soruları öne çıkaran bir dizi konferans verdi, yazılar yazdı. Sözel katkıları, performatif ve görsel sanat pozisyonlarını içeren disiplinler ve şehirlerarası bir kamusal diyalog külliyatının oluşması, sergilenmesi ve yayınlanmasını amaçlıyor.