Atölye
Kuram atölyesi 1: Teknoloji Bağlamında Sanat, Tasarım ve Üretimde Merkezsizleşme
8 Kas 2014 14:00 – 17:00
Atölye Yürütücüleri:
Ata Ünal, Fatih Aydoğdu, Ekmel Ertan
Açıcı konuşmacılar:
Ebru Yetişkin, Bager Akbay, Selva Gürdoğan, Akın Şafak
Konu üzerine düşünmek, söz söylemek isteyen herkes atölyeye davetlidir.
(Katılımcı sayısı sınırlı olacağından, katılım için info@amberplatform.org adresine kuram atölyesi temalı bir mail atmanızı rica ediyoruz. Maile cevap almayacaksınız, katılımınız kaydedilmiş olacak. Gerekli oturum düzenlemesini katılıma göre yapacağız. Teşekkürler.)
Kuram Atölyesi 2010 yılında Ata Ünal, Ayşe Draz ve Özlem Hemiş tarafından kurulmuştur. Daha önce Performans Günleri 2010 kapsamında "performans" ve GalataPerform Görünürlük Projesi 6 kapsamında "görünürlük" kavramları üzerine oturumlar gerçekleştiren Kuram Atölyesi bireysel ya da kolektif soru sorma, fikir üretme, sorgulama ve tartışma süreçlerine özel önem atfeden bir oluşumdur. Merkezine yerleştirdiği kavramlardan yola çıkarak, sadece kuram ağırlıklı çalışanlara ya da yaklaşanlara değil, tüm sanatçı, tasarımcı, akademisyen, eleştirmen, izleyici, programcı, vs.lere ve bu çerçevede katkı sağlayabileceğini, buradan beslenebileceğini düşünen herkese açık etkinlikler gerçekleştirir.
İkinci atölye 15 Kasım Cumartesi aynı yer ve saatte "Kuram atölyesi I: Teknoloji Bağlamında Toplum, Yönetim ve İletişimde Merkezsizleşme”
Açıcı konuşmacılar daha sonra açıklanacak.
amber’14 Sanat ve Teknoloji Festivali
7–15 Kasım/November 2014
Merkezsizleşme / Decentralisation
amber’14 - sanat ve teknoloji festivali, bu yıl ilk kez, şimdiye dek alışık olduğunuzdan farklı bir biçimde organize oluyor. amber’14’de çağırısız, bütçesiz, merkezsiz ve organizasyonun en minimale indirgendiği, çoklukla otonom projelerden oluşan mütevazi bir festival izleyeceksiniz. amber’14, "merkezsizleşme / decentralisation" başlığı altında, amberPlatform’un da merkez organizasyonun berisinde bir yapılanmayla geri çekildiği bu festivalde yer almak isteyen ve kendi kendini organize ve finanse eden mikroekonomik projelerin toplamından oluşacak.
Çeşitli disiplinlerde ve farklı bağlamlarda, üzerine üretilmiş çoklu teorileri ve tartışmaları içeren "Merkezsizleşme / Decentralisation" kavramı, bugün farklı alanlarda içinde bulunulan kriz durumlarına da çözüm oluşturması ümid edilen metodolojilere altyapı oluşturuyor:
Politik organizasyon bağlamında, merkezi ve hiyerarşik yapılanmış, birden çok etnisite barındıran Devlet yapılarının "tamamlama" ("subsidarity" – hiyerarşik olarak en alt alttaki yapıda karara varma inisiyatifi) üzerinden federal bir organizasyona evrilerek entegre bir devlet sisteminin oluşması ve ulus kavramının sembolik-imajiner bir birliğe (topluma) dönüşmes;
Şehircilik ve kentleşme bağlamında "merkezdışı konsantrasyon (decentrale concentration)" mekan geliştirme metodolojisi olarak, kent merkezinden uzak bulunan etnik, ekonomik, sosyal ve altyapı problemlerinin çokça olduğu periferilerin aksiyal bir sistem üzerinden şehrin ana damarlarına bağlanması ile bütüne entegrasyonunun ve gelişiminin öngörülmes;
Informatik’de "merkezsiz ağ (decentrale network)" ile bilgisayarların hiyerarşik bir veri trafiğine değil de, veri akışına göre çok katmanlı düğüm noktaları üzerinden birbirleri üzerinden ağa bağlanarak daha hızlı ve merkezi kontrol dışı bir trafiğe olanak tanıması ve kesinti anlarında işlev gösteren bağlantılar üzerinden online kalmasının sağlanmas;
Otomatizasyon üretim teknolojilerinde, “merkezdışı periferi (decentrale peripherie)” komplike görevlerin farklı dış elektronik hesaplayıcılara dağıtılarak birbirleriyle koordine ileteşen bir yapılanmayla çözülmes;
"Merkezsiz enerji üretimi (decentrale electricity production)" enerjinin küçük santraller ve diğer alternatif enerji üretim şebekelerinin tüketiciye en yakın mekanda kurularak, altyapı/infrastruktur ve dağıtım problemlerinin çözüme ulaştırılması … vs
Düşünsel bağlamda filozof ve matematikçi Edmund Husserl’in birçok medya sanatçısına da ilham vermiş, ancak bir o kadar da çok tartışılmış “sistem teorileri”, son dönemde gündem kazanan postanarşizm teorileri, veya yine son yıllarda DIY stratejileri üzerinden sistem dışı ve merkez ötesi, üretim ve değiş-tokuş mikroekonomileriyle sisteme başka alternatifler yaratma çabaları, merkezi otoriter sistemin çeperinde hayatlarını idame ettirme çabası gösteren kent insanları … bu çerçevede sayabileceğimiz birçok örnekten saadece bir kısmı.
Günümüz dünyasında bilgi dağılım kanalları üzerindeki kontrolün daha geniş bir alana ve kitleye yaygınlaştığı tartışma götürmez olarak kabul ediliyor. Artık hepimiz, telekomünikasyon teknolojileri aracılığıyla desantral (merkezsiz) kanallar üzerinden geniş bir alanda operatif olanaklar tanıyan bilgi ağlarının kullanıcılarıyız. Eskiden saadece devlet odaklı ya da klasik güç medyası üzerinden dağıtılan veriler sözkonusuyken, bugün bir yanda sivil toplum kuruluşlarının, tek tek bireylerin ve iktidar/güç ilişkisi dışında yeralmayı tercih eden hertür organizasyonun geniş kitlelere ulaşabildiği bir iletişim sistemi oluşmuşken, diğer yandan da, özellikle sosyal medyada bıraktığımız izler üzerinden, güç merkezine kendimizi şeffaflastırdığımız veriler teslim ediyoruz. Büyük medya şirketleri bizlere sundukları bedava kullanıcı haklarının ücretini, profillerimizi ve verilerimizi satarak karşılıyor. Ekranımıza açılan tüm reklamlar, e-postamıza düşen tüm spam’ler, artık bireysel profilimize özel olarak biçilmiş, potansiyel hedef kitle olarak görüldüğümüz kesitte bize doğrudan ulaştırılanlar. Tüketim pazarı artık hakkımızda birçok şeyi doğrudan biliyor, iktidar odaklı pazar, mekanizma, siyaset vs … bizim verilerimizi, istediği taktirde profite dönüstüebilmek için birçok operasyonda kullanabilme, kendi ideolojisiyle örtüşmeyen bireyleri eleme ve kendi tabanında görebildiği bireyleri de daha iyi organize edebileme şansına sahip. Bu paradoks durum, gündelik yaşamımızın bir parçası artık. Katılımcı demokrasi isterken ve iletişimin demokratikleşmesinden bahsederken "Big Data"’yı besleyen hikayeler üreten, Big Brother’a mercek altı olmuş kimliklerimizle, Orwell’in 25–30 yıl gecikmeli gelen 1984 kehanetinden kaçamadık.
amberPlatform, amber’14 bağlamında aşağıdaki soruları sorarak pergelin ucunun erişemeyeceği köşeye geri çekiliyor ve sahneyi yaratıcı projelere ve tartışkan beyinlere bırakıyor: Şimdiye dek deneyimlediğimiz merkezi otorite ile organize olan (sosyal, ekonmik ve ökolojik) bir sistem, hayatımıza, üretimimize ve yaratıcı gücümüze destek olabilecek olan ortak yaşam alanını kurabilecek siyasi doğruları üretebiliyor mu? Geleceğe dair sosyal organizasyon vizyonumuz nasıl olmalıdır? Merkezi, iktidarı, güç yaptırımı ve odağı olmayan bir sistemin varolabileceğini varsayarsak, bu yapı hiçbir bileşenini dışlamayan, işler sosyal bir mekanizmaya nasıl dönüşebilir? Bu sistemin parçaları hangi kanallar üzerinden, nasıl bir iletişim ağı kurmalıdır? Sanatın bu soruları sormaya yaptırıcı gücü ve hakkı varmıdır? Bu bağlamda öngörebileceğimiz kültürel ve sanatsal modeller neler olabilir? Kamusal Alan güç odaklı kontrol mekanizmaları olmadan da barısçıl bir "piazza" ya dönüşebilir mi? Kendi içinde tamamlayıcı olabilecek farklı küçük birimler/yapılar için, tekbir merkeze bağlanmaksızın, birlik oluşturabilecek sosyal bir yapının tasarımı nasıl olmalıdır? Bunu ait bir iletişim platformu nasıl şekillenebilir? Kültürel, etnik, cinsel, sosyal ve geleneksel farklılıklar içeren diversif parçacıklar hegemonya dışı ortak bir yaşam alanını birlikte nasıl kurmalıdırlar? Innovasyon, teknik ve teknolojik gelişim, hayatı ve sistemi kavramamız da nasıl bir işlev görür? Geleceğe dair vizyoner barışçıl ve çok sesli bir sosyal sistem, (kültür, sanat ve teknoloji bağlantısıyla) nasıl tasarlanabilir?